Yazar kalemi kendisine sürekli başkaldıran kişidir.
Yazarın sürekli derdi, kalemini kendi denetimi altına almaktır -bu dert ve onun doğurduğu çaba sürdükçe, kişinin yazarlığı da sürer; kalemini tümüyle kendi denetimine soktuğunda ise, yazarlığını da sona erdimiş olur…
Yani: En iyi yazar, kalemine en az söz geçirebilen yazardır…
Oruç Aruoba - hani
Her güzel şeyin sonu olduğuna inandırdılar hep bizi. Belki de bu yüzdendir yaşadığımız bunca korku, bunca tedirginlik. Belki de bu yüzdendir kaybetmemek adına sıkı sıkıya sarılıp nefessiz bırakmamız/bırakılmamız.
Merak ediyorum da her güzel şeyin var mıdır bir sonu? Her sabahın sonunda geceye varmamız gibi sarar mı her bir yanımızı kapkara bir örtü?
Oysa beyaz değil midir kefenin rengi? Bembeyaz bir kundağa sarılıp gözümüzü açtığımız şu hayattan beyaz kefenle uğurlanmaz mıyız?
Sahiden her güzel şeyin var mıdır bir sonu?
Tek bir hece beynimde dönüp dolaşan ve hep aynı bilindik sızı. Zaman çare değilmiş hiçbir şeye ve her şeye devaymış aynı zamanda.
Eğer mutsuzluk, istediğini bulamamaktan, hayalini gerçekleştirememekten kaynaklanıyorsa sıradanlaşır. Sadece adı kalır. Güler geçerim sınavlarında başarılı olamadıkları için ağlayan gençlere, sevdikleri terk ettiği için intihar eden kadınlara. Kolay mı bu kadar tanımak mutsuzluğu hayatın karanlığında? En anlaşıldığı noktada başlar bilinmezleri hikâyenin. Kolay mı hayat, daha zengin olamadığı için bir adamın ağlayacağı kadar?
Söyleyecek birkaç sözüm vardı
Sana dair
Bana dair
Bize dair konuşamam bilirsin ama
Söyleyecek birkaç sözüm vardı
Vedalara dair
Özleme dair
Ayrılıklara dair konuşamam bilirsin ama
Söyleyecek birkaç sözüm vardı
Hayata dair
Nefese dair
Ağlamayı sevmem bilirsin ama
Akamamış birkaç damla gözyaşım vardı
Sana inat
Bana inat
Bilirsin yarım bırakmayı sevmem
Ama yarım kalsın
Son sözüm fısıltı olsun
Keşke bir ineğin bedeninden sıyrılan post kadar çabuk sıyırabilsek bazı şeyleri hayatımızdan ve o post kadar çabuk sıyrılabilsek taşıyamadığımız yüklerden.
…
Oysa ben o trenin acı acı çalan sirenine bile katlanabilirdim.
Oysa ben o trenin kulağı tırmalayan sesini bile bir ninni gibi dinleyebilirdim.
Senin sesinle birleşseydi eğer.
Senin nefesini de aynı anda duyabilseydim eğer.
Damarlarımdaki kan akışını hissedebiliyorum. Kalbimin sesini duyabiliyorum. Kanın damarlarımdan sızarken çıkardığı sesi duyabiliyorum. Kirpiklerimin birbirine her çarpmasında çıkan ses, gök gürültüsü kadar kuvvetli. Adını andığımda ya da anamadığımda yüreğimdeki çatırtının sesi, kulaklarımı sağır edecek kadar yüksek çıkıyor. Seni anımsatan her şarkının arka fonunu oluşturuyor gözlerimden süzülen yaşların tenimi yararak akışı.
İnsanları anlamaktan vazgeçeceğim zaman, insanların beyninde dönüp duran düşünceleri kavramaktan vazgeçeceğim zaman kendimi anlamaktan da vazgeçeceğim an olacak.